Sunday, August 22, 2010

Gençlik Parkına Ne Olmuş!


Gençlik Parkı
Bir Değerlendirme
Ön Belirlemeler
Eski Ankara evimizdeki yatak odamın penceresinden rahatlıkla görünen; hafta sonlarında özenle giyinip gittiğimiz ve Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrasının konserlerini izlediğimiz, çocukluğumun Gençlik Parkını gezip dolaşayım dedim yıllar yıllar sonra.
Aslında 2000’li yıllar ilk yarısında başlatılıp da 2009’un sonlarına dek sürdürüle duran parkı yenileme sürecini, içim pek da rahat olmamakla birlikte ön yargılardan da arınmış olmaya özen göstererek izleye gelmiş idim.
Maltepe’den Ulus’a, Ankara tren garı demir yolları altından geçit veren yolu kullanarak yürümeyi göze aldığınızda park yolunuzun üstündedir; içinden geçip, havuzu dolanıp kolaylıkla Opera kavşağına, oradan da Ulus meydanına ve çevresine erişirsiniz.
Yaklaşık 6 (altı) yıl boyunca kendi başına bırakılmış –aslında içinden geçerken iyi ki yalnız başına sessiz sakin oturuyorsun dediğim- parkın yeni biçimini görmeden önce şöyle bir hazırlanayım dedim kendi kendime; internetten, sayın yerel yöneticilerimizin kısa zaman aralıkları ile yapmış oldukları kısa kısa açıklamaları topladım:

- Biz burayı yaparken Gençlik Parkının ana kimliği birebir kalsın istedik.
- 45 bin metrekarelik dev havuz birebir aynı kaldı.
-Milli Komite ve Kültür Bakanlığının onayı ile bir yıl önce gençlik parkı ile yeni projemize uygulama izni aldık. Bu sayede Gençlik Parkına Büyükşehir Belediyesi'nin yapılması izni verildi.
- Mimar Öner Tekcan beyin hazırladığı projeyi Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu onayladı.
- Projemiz ana hatlarıyla parkın orjinal mimarisi ve orjinal dokusuna geri döndürülmesine amaçlıyor.

Yukarıya aynen aldığım bu açıklamalar aslında kişiyi rahatlatacak, endişelerden tümü ile arındıracak nitelikte görünüyordu. Her türlü ön inceleme, değerlendirme yaptırılmış, ülkenin en yetkili ve duyarlı yapı taşlarından biri olan Koruma Kurulu onayı da alınıp, hedef olarak parkın ilk mimarisi ve ilk başlardaki genel dokusuna geri döndürülmesi hedef belirlenmiş demekti.

Ziyaret
Ortaokuldan bu yana [parmak hesabı yaptım, 58 yıl olmuş!] arkadaşımla yola düştük, yeni Gençlik parkına istasyon kapısından girdik, çevreyi tüm dolaşıp, inceleyip Opera kapısından çıktık.

İrdeleme
Eve ve de eskilere dönünce ayrıntılı görüş/düşüncelerimi dayandıracağım kaynakça-kanıtları belirledim:
- Ankara Gençlik Parkı, T.C. Nafia Vekaleti Neşriyatı, 19-V-1943, Tan Matbaası. Parkın tasarım ve yapılma aşamalarını içeren, ayrıntılar veren bir devlet belgesi.
- Yıllar boyunca, zaman zaman içinden geçerken ilginç belirleyip de fotoğrafladığım parkın eski günlerinden görüntüler ile son ziyaret sırasında çekilmiş taze görüntüler.
Aşağıdaki bölümlerde yollamalar yapacaklarımı baştan ortaya koyayım:
Resim 1: Gençlik Parkı genel plânı – Sözü edilen yayından.
Resim 2: Kuğu Adası - havuzda öngörülen minik adanın planlarda yer almış çizimi – sözü edilen yayından.

Resim 3: Kuğu adasının yapım aşamasındaki oluşumu – sözü edilen yayından.

Resim 4: Gençlik Parkına ilişkin genel bilgiler bölümü başlangıcı – sözü edilen yayından.


Özet Belirleme
İki cümle ile özetlendiğinde: Gezdiğimiz park, temiz, düzenli olduğu söylenebilecek bir ortam; ancak yukarıda karartıp belirli bölümlerinin altını çizerek daha bir vurgulamaya çalıştığım alıntılarda nasıl biçimlendirildiği açıkça belirtilmiş Gençlik Parkı değil! Kişiliksiz, eskiler ile bağları kopartılmış, özellikle İstasyon caddesi boyunca kalan bölümü çeşitli amaç ve nedenlerle park kavramından kopartılıp, sayısız yapılar ve otopark alanları ile doldurulup el konulmuş bir eğlence, tıkınma, panayır ortamı, ‘kent parkı’ değil, bildiğimiz ‘Gençlik Parkı’ hiç değil! İsteyen, ister Türkçe ister başka dilde ‘kent parkı’ nın ne olduğunu ansiklopedilerde, internette araştırsın görsün.

Ayrıntılara girdiğimizde
1. Havuzdaki eski ada günümüzde yok edilmiş.
Bu ada ilk başlarda kıyı ile hiç bağlantısı olmayan, yalnızca bitkilerin yetiştiği ‘bakir’ bir ada idi. Sonraları bir aklı evvel akıl etti, ‘kıyıdan uydurma/sundurma bir köprü ile erişime açıp çay bahçesine dönüştürülür ve rant sağlanır’ dendi ve de uygulandı. Daha sonra ‘adayı nasıl büyütüp de işi geliştiririz?’ biçiminde daha da gelişmiş bir düşünce sonunda adaya bitişik bir salaş gemicik görünümlü eklenti yapıldı, tam anlamı ile gecekondu anlayış ve kültürünün eseri olarak bir tüy daha dikilmiş oldu Havuzun şimdiki halinde ise Kuğu adası tümü ile yok edilmiş. Aşağıdaki resimde görülen kırmızı daire adanın olması gereken yeri işaretliyor.

Resim 5: Yok edilmiş adanın olması gereken yer (yaklaşık).

Kaldı ki “ilk biçimine döndürme” çalışmalarında ne yapılacağına son aşamaya dek pek de karar verilememiş olduğu, akılların karışıklığı, internetten erişilebilen değişik mimarî eskiz çizimlerden de rahatça anlaşılıyor



Resim 6, 7: Yok edilen adayı ve havuzun kemirildiğini gösteren günümüz projesi çizimleri.

2. Resim 1'deki plânda açıkça görünen açık hava tiyatrosu yok edilmiş.



3. Opera Meydanı girişinde oluşturulmuş uydurma Ana Kapı Düzeni
Resim 4’de altı çizili bölümde açıklandığı üzere, Cumhuriyetin altı ilkesini (o günlerde umde deniyormuş) sembolleştirmek gibi inanılmaz, akıllara durgunluk verir ince bir düşünceden hareketle tasarlanıp oluşturulmuş sütun/kapı düzeni tümü ile yok edilmiş; eski ile bağ tümden koparılıp atılmış. Ortada kule gibi dikili kütle ise – benzeri istasyon kapısında da var- ne anlatıyor belli değil.
Günümüzdeki durumdan bir iki görüntü aşağıda:


Resim 8, 9, 10: İlk biçiminden tümü ile uzaklaştırılmış Opera Meydanı girişi.


4. Büyük havuzu kemiren biçimlendirmeler
Resim 1’de verilmiş plân ile Resim 3’de yapım aşamasında çekilmiş fotoğrafta görüldüğü gibi havuzun istasyon yakasında kalan bölümü temiz, sade bir kavis ile sonlandırılmış. Günümüzde ise (Resim 6,7) o bölümde havadan bakıldığında Dubai deniz dolgularını çağrıştıran bir dolgu alan oluşturulup ortasına da bir dikme dikilmiş. ‘İlk haline döndüreceğiz’ noktasından hareket ile varılan biçim arasında en ufak bir ilişki yok. Büyük kavisin kıyıda iki yanında kalan daracık su bölümleri ise dar alanda akıntı yokluğu nedeni ile ölü bölgeler oluşturup kısa zamanda yosunlanmaya neden olmuş bile.

Resim 11, 12, 13: Büyük havuzun İstasyon girişine bakan bölümünde devasa bir doldurma işlemi.


Opera meydanı girişinden sonraki kademeli havuzdan büyük havuza erişilen bölümde ise havuzun gene traşlanması ile büyükçe bir alan oluşturulmuş bulunmakta. Resim 5, 6, 7 ve 19’da görülebilir.


5. Yok edilmiş ağaçlar
  1. Havuzun yakın çevresi çok sayıda ağaçtan arındırılıp açık alana dönüştürülmüş. Büyük olasılıkla havuzu ağaç yapraklarından kurtarmak(!) gibi bir düşünce neden olmuş bu hoyratlığa diye düşündüm.
Havuz ve ağaçların iç içeliğini vurgulayan, eskiden birkaç görüntü ile


Resim 14 – 17: Eskiden görüntüler.


Günümüzden bir kaç görüntü farkı iyice ortaya koyacak:


Resim 18, 19: Günümüzde havuz çevresinin ağaçlardan arındırılma anlayışı.


b. Eskiden var olup da inanılmaz görüntüler sergileyen ağaçlar, ağaç yoğunluğu ve insana huzur veren görüntüler günümüzde kayıplara karışmış:

Resim 20 – 23: Duvarı aşıp, yeni sürgünler verip yaşama sıkı sıkı tutunmanın simgesi inatçı ağaç günümüz parkında yok artık!



Resim 24 – 26: Bunlar da yok olanlardan...

6. Parkın yapılarla doldurulması
Resim 1’de görüldüğü üzere eski parkta bir açık hava tiyatrosu dışında İstasyon Caddesi boyunca yapılaşma yok. Günümüzde ise otopark sahası bile bulunan bir sürü yapı, bir sürü enerji dağıtım dolabı (bunlar neden yeraltına gizlenmemiş ki?) Ankara’nın başka yerlerinde bunlara hiç yer bulunamazmışcasına park içine doluşturulmuş durumda.
Parkın ‘ilk hali’ ile en ufak ilişkisi olmayan, gökyüzünü bile kapatıp insanda sıkıntı yaratır derecede hoyrat, günümüz ‘park içi yapılaşması’ndan bir kaç görüntü:

Resim 27 – 32: Ankara’da başka yer yokmuş gibi Parkın ıkıl ıkış binalarla doldurulması.

Bu yapılaşmanın olumsuz, olasılıkla hiç de düşünülmemiş bir başka yan etkisi ise aşağıdaki görüntüde sarı renkte vurgulanmış durumda:


Resim 33: Park içindeki yapılaşmanın çevreye de olumsuz etkileri.



7. Eski yapıların ilk asıl amacı dışında kullanılması
Anımsarım, parkta çok güzel bir yapıya sahip bir Sağlık Müzesi vardı. İnsan vücudundaki iç organların neler olduğunu, nerelerde olduklarını okul öncesi çocukluk yıllarında bu müzedeki mankenler üzerinde çıkartılıp takılırken görüp öğrenmiştim.
Bu nefis binadaki müze yok edilmiş, müze amacına uygun yapı özelliklerindeki bina günümüzde amacından tümü ile saptırılıp park güvenlik birimi çalışanlarına verilmiş. Kapısının iki yanında da Opera Meydanı girişindeki kademeli havuz alt bölümünden taşınıp getirilmiş çıplak göğüslü iki bayan heykeli. Çok da ortalıkta olmasınlar diye buraya getirilmişler galiba...
Müze binası, sağ ve sol arkasında yer almış çirkin ve bir bölümü gene yer altına rahatlıkla alınabilir yapılaşmaların da mahalle baskısı (!) altında.


Resim 34: Eski Sağlık Müzesi, günümüzde ise güvenlik birimine verilmiş. (Sol arkada ise koca bir spor merkezi -19 Mayıs spor kompleksi 3-5 adım ötede halbuki-, sağda bir takım servis yapıları - gene park dışında ya da yeraltında başka yer bulunamamış gibi).



8. Başkaca ayrıntılar
a. Büyük köprü: kış aylarında kaydırakla gelip karın, buzun tadını çıkarmaya pek bir uygun olmakla birlikte yürüme yüzeyinin düzgün ve basamaksız olması nedeni ile rahatlıkla kafa, kol, bacak ve de leğen kemiği kırılmasına yol açabilecek özellikte.

Resim 35: Köprünün dümdüz yer kaplaması insanı düşündürüyor.



b. Tanıtım Tabelâları: Etrafa serpiştirilmiş ve Ankara’nın başka yerlerindeki park ve eğlence noktalarını tanıtan tabelâların gereksizliği ise apaçık ortada.

Resim 36: Bu tabelâlar ve demir çitler gerçekten gerekli mi, para saçma, savurganlık mı?



c. Havuzun Temizliği: Yapraklar uzak dursun diye ağaçlarla arası açılmış havuzun dibinin ve çeperlerinin su sızdırmazlığını sağlamak amacı ile membran döşenmiş, günün teknolojisinden yararlanılarak. Suda güzel bir renk görüntüsü çıkmış ortaya. Ancak zamanla suda oluşup dibe çöken, hem görüntü kirliliği oluşturan, hem de sızdırmaz membrana tutunup ömrünü olumsuz etkileyecek tortu-yosun tabakalarını temizlemeye yönelik hiçbir önlem ve girişim ortalıkta görünmüyor. Kış sonrasında ise havuz suyunun tümü ile boşaltılıp temizlik yapılması yordamı gerekenin baştan doğru tasarlanmadığını gösteriyor: Bugünün teknik olanakları ile havuz suyunun sürekli temizlenmesi, çer-çöpten arındırılması rahatlıkla olası iken, ikide birde (2010 yaz başında yapıldığı gibi) havuzun boşaltılıp yeniden doldurulması savurganlık, suyun değerini bilmemenin kusursuz kanıtı.


Resim 37: Havuz dibinde kısa sürede oluşmuş tortu-yosun kütlelerini, suyu tümü ile boşaltıp temizlemek günümüz olanakları ile israfın ötesine geçiyor.


d. Oturma bölümleri: Ağaç gölgesindeki alanlara yerleştirilmiş piknik masaları çevresindeki oturma yerlerinin döner biçimde yapılmış olması oturup-kalkmayı gerçekten kolaylaştıran, iyi düşünülmüş güzel bir ayrıntı. Ancak bu alanları çevreleyen şeritleme sisteminin gerekliliğini anlayabilmekte zorlandım demeliyim.



Resim 38: Oturma bölümlerini bu biçimde şeritle çevirme gerçekten gerekli mi, yoksa bu da savurganlık mı?



9. Bir karşılaştırma
Aslında benim hoşuma gitmese de, olası ilgilenenler için belki daha bir vurgulama oluşturulabilir diye "yabancılar ile kıyaslama"ya giriştim.

Gençlik Parkı ile dünyaca pek bir meşhur Londra’daki Hyde Park ve de NewYork’daki Central Park gökyüzünden nasıl görünüyorlar deyip, zırt pırt erişimi engellenen Google Earth’den yararlandım şanslı günümde.


Resim 39: İşgal altına alınmış Gençlik Parkı’nın günümüzde uydudan görünüşü.


Resim 40: Londra’daki bomboş (!) Hyde Park’ın günümüzde uydudan görünüşü.


Resim 41: New York’daki, in-cin top oyanayan (!) Central Park’ın günümüzde uydudan görünüşü.


Son bir gayretle de Türk Dil Kurumu sözlüğünden park ile panayır sözcüklerinin anlamlarına baktım, olası yanılmaları engelleyebilmek için:



Yukarıdaki uydu görüntülerine bakıp, sözcüklerin sözlük anlamlarına da dikkat edildikten sonra “Gençlik Parkı panayır yerine dönüştürülmüş” görüşüme katılmayacak olabilir mi? Hiç de sanmıyorum.

SONUÇ:
a) Ben yukarıda sıralananların ışığı altında Gençlik Parkı iyileştirme çalışmalarının bu incelemenin en başında vurgulanmış yerel yönetim açıklamalarının hiçbirini sağlamadığına; parkın ‘ilk biçimine dönüştürülmek’ gibi amacın da daha baştan var olduğuna inanmanın güçlüğüne kanaat getirmiş durumdayım. Ortaya çıkartılan, en başta da dediğim gibi, cicili bicili, alacalı bulacalı (acayip gece aydınlatmaları da dahil) yoz bir eğlence, durmadan abur cubur tıkınma dürtüsü tetikleyen kasaba panayır ortamı.
b) Tüm bu çalışmaların, gene ilk başta alıntı olarak yerleştirilmiş bölümde ileri sürüldüğü üzere, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu onayını nasıl alabilmiş olduğunu da kavrayabilmiş değilim. Bu ayrıntıdaki tek varsayımım, kendisi de tarihî İkinci TBMM’nin bahçesini hoyratça işgal edip, o nefis bahçede hoyratlıkla yapılmış, çevresine göre sakil görüntülü gecekondu türü sundurmalarda ve de kafes benzeri camlı kameriyelerde gün etmekte olan Kültür Bakanlığı bürokrasisinin ve Koruma Kurulunun bol keseden, araştırıp incelemeden olur vermiş olması; kent yerel yönetimine ayrıcalıklı davranıp her önüne getirilene “yapıla!” damgasını vurmuş da vurmuş olması. Büyükşehir Belediyesinin, emlâk vergisinin %10 oranında toplanan kültür varlıklarını koruma fonundan İl Özel İdaresi üzerinden yararlanmış olması büyük olasılığı göz önünde tutulduğunda Koruma Kuruluna ve onun üzerindeki Bakanlığa, yurdumun parasının nasıl kullanıldığına yönelik daha da bir sorumluluk düşerdi diye düşünmek pek de bir yanlış olmasa gerek.
Sonunda Kuğu Adası olsa da olur olmasa da olur; açık hava tiyatrosu olsa da olur olmasa da olur, Cumhuriyet’in ilkeleri kapıda sembolleştirilse de olur sembolleştirilmeyip yok edilse de olur. Bunlar tümü ile önemsiz ayrıntılar. Günümüzde böyle ayrıntılara ‘kafayı takmamak’ en doğrusudur... mu?
(Sehap Önder)

******
Hürriyet-Ankara ekinden bir alıntı yukarıda park değil panayır demiş olmakta haklılığımı vurguluyor gibi geldi bana...

******
Benim gözümden kaçan bir ayrıntıyı 23.02.2011 günlü Hürriyet-Ankara'da Yaşar Sökmen Süer gündeme getirmiş: GENÇLİK PARKINDA UMUMÎ HELÂ YOK! Yapılması da UMUMÎ İSTEĞE BAĞLI...